ABACIOĞLU Hukuk ve Arabuluculuk
FIKRI MÜLKIYET HUKUKU

Marka Kullanma Yükümlülüğü ve Beş Yıllık Sürenin Hukuki Niteliği

Marka Kullanma Yükümlülüğü ve Beş Yıllık Sürenin Hukuki Niteliği

6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (SMK) 9. maddesi uyarınca, tescil tarihinden itibaren beş yıl içinde haklı bir sebep olmaksızın Türkiye'de ciddi biçimde kullanılmayan veya kullanımına kesintisiz beş yıl ara verilen markaların iptali mümkündür.

Bu düzenlemenin temel amacı, marka sicilinin fiilî ticari kullanımla bağlantısını korumak ve kullanılmayan markaların üçüncü kişiler bakımından süresiz bir hukuki engel oluşturmasını önlemektir.

Beş yıllık süre, markanın başvuru tarihinden değil, tescil tarihinden itibaren hesaplanır. Bu süre içerisinde markanın tescil kapsamındaki mal veya hizmetler bakımından ciddi biçimde kullanılması beklenir.

Ancak beş yıllık sürenin dolmasıyla marka kendiliğinden hükümsüz hâle gelmez veya sicilden silinmez. Kullanılmama nedeniyle iptal, ilgili kişilerin talebi üzerine yürütülen ayrı bir hukuki sürecin sonucudur.

Marka Kirliliği: Kullanılmayan Tescillerin Ticari Hayata Etkisi

Marka hukukunda marka kirliliği kavramı, marka sicilinde fiilen kullanılmayan, kullanılmasına yönelik gerçekçi bir ticari plan bulunmayan veya gereğinden geniş mal ve hizmet kapsamlarında tescil edilmiş markaların birikmesini ifade etmek amacıyla kullanılmaktadır.

Bu kavram, mevzuatta bağımsız bir iptal sebebi olarak düzenlenmemiş olmakla birlikte, marka hukukunun temel işlevleri bakımından önemli bir soruna işaret etmektedir.

Marka sicilinde kullanılmayan tescillerin yoğunlaşması, yeni girişimcilerin marka seçme özgürlüğünü daraltabilmekte; benzerlik incelemelerinde engeller yaratabilmekte ve ticari faaliyetlerin henüz başlangıç aşamasında hukuki uyuşmazlıklara yol açabilmektedir.

Örneğin, belirli bir sektörde faaliyet göstermeyen bir işletmenin, gelecekte ihtiyaç duyabileceği düşüncesiyle çok sayıda mal ve hizmet sınıfında marka tescili yaptırması, aynı veya benzer işaretleri gerçek bir ticari faaliyet kapsamında kullanmak isteyen üçüncü kişiler bakımından sorun oluşturabilir.

Bu tür tesciller, somut olayın özelliklerine göre yeni marka başvurularına karşı itirazlara, kullanımın ispatına ilişkin uyuşmazlıklara ve iptal süreçlerine neden olabilir.

Dolayısıyla marka kirliliği yalnızca sicilin gereksiz tescillerle yoğunlaşması meselesi değildir. Aynı zamanda ticari rekabetin, marka seçme serbestisinin ve hukuki öngörülebilirliğin etkilenmesi anlamına gelmektedir.

Gereksiz Marka Tescilleri Neden Hukuki Risk Oluşturur?

Uygulamada marka sahiplerinin, koruma kapsamını mümkün olduğunca geniş tutmak amacıyla fiilen faaliyet göstermedikleri veya yakın gelecekte faaliyet göstermeyi planlamadıkları mal ve hizmet sınıflarında da tescil başvurusunda bulundukları görülmektedir.

Oysa geniş kapsamlı marka tescili, her durumda daha güçlü bir hukuki koruma anlamına gelmez.

Aksine, ticari kullanım ile desteklenmeyen tesciller zaman içerisinde marka sahibinin hukuki konumunu zayıflatabilir.

Öncelikle, kullanılmayan mal veya hizmetler bakımından markanın kısmen iptali gündeme gelebilir. Marka sahibi, tescil kapsamında yer alan her mal veya hizmet bakımından ciddi kullanımı ortaya koyamadığında, koruma kapsamının daralması söz konusu olabilir.

İkinci olarak, kullanılmayan markalara dayanılarak üçüncü kişilerin marka başvurularına itiraz edilmesi veya hak iddiasında bulunulması, kullanımın ispatı yükümlülüğünü gündeme getirebilir. Bu durum, marka sahibinin sicilde sahip olduğu hakkın ileri sürülebilirliği bakımından önem taşır.

Üçüncü olarak, çok sayıda ve gereğinden geniş kapsamlı marka tescilinin yönetimi, yenileme giderleri, sicil takibi, kullanım delillerinin muhafazası ve muhtemel uyuşmazlıklar nedeniyle ilave maliyetler doğurabilir.

Ayrıca, başvuru sırasında gerçek bir kullanım niyetinin bulunmaması tek başına her durumda kötü niyetli marka başvurusu sonucunu doğurmasa da, tescilin üçüncü kişilerin ticari faaliyetlerini engellemek amacıyla yapılması gibi somut olgular, kötü niyet değerlendirmesinde önem kazanabilir.

Bu nedenle marka portföyünün büyüklüğü ile hukuki korumanın etkinliği birbirine karıştırılmamalıdır. Önemli olan, tescil sayısından ziyade, markaların gerçek ticari faaliyetlerle uyumlu, sürdürülebilir ve gerektiğinde ispatlanabilir bir kullanım temeline dayanmasıdır.

Markanın Ciddi Biçimde Kullanılması Ne Anlama Gelir?

Markanın ciddi biçimde kullanılması, yalnızca şeklen veya tescili muhafaza etmek amacıyla gerçekleştirilen işlemlerden ibaret değildir.

Ciddi kullanım değerlendirmesinde, markanın tescil kapsamındaki mal veya hizmetler bakımından pazarda gerçek bir ticari işlev üstlenip üstlenmediği araştırılır.

Bu kapsamda markalı ürünlerin satışa sunulması, hizmetlerin marka altında sağlanması, faturalar, ticari belgeler, reklam ve tanıtım faaliyetleri, kataloglar ve dijital satış kayıtları önem taşıyabilir.

Ancak her kullanım belgesi tek başına yeterli değildir. Kullanımın zamanı, yeri, niteliği, kapsamı ve ilgili mal veya hizmetlerle bağlantısı birlikte değerlendirilir.

SMK m. 9 kapsamında markanın ayırt edici karakteri değiştirilmeden farklı unsurlarla kullanılması, yalnızca ihracat amacıyla mal veya ambalaj üzerinde kullanılması ve marka sahibinin izniyle üçüncü kişiler tarafından kullanılması da kanunda belirtilen koşullarla kullanım olarak kabul edilmektedir.

Dolayısıyla ciddi kullanımın değerlendirilmesi, her markanın faaliyet gösterdiği sektör ve ticari koşullar dikkate alınarak yapılmalıdır.

Kullanılmayan Markanın Tamamen veya Kısmen İptali

Markanın kullanılmaması nedeniyle iptalinde önemli hususlardan biri, iptalin her zaman tescilin tamamını kapsamamasıdır.

SMK m. 26/5 uyarınca iptal sebebinin yalnızca belirli mal veya hizmetler bakımından mevcut olması hâlinde kısmi iptal kararı verilir.

Örneğin, bir markanın hem giyim ürünleri hem de kozmetik ürünleri bakımından tescilli olduğu, ancak yalnızca giyim ürünleri yönünden ciddi biçimde kullanıldığı varsayıldığında, diğer şartların da gerçekleşmesi hâlinde kozmetik ürünleri bakımından kısmi iptal gündeme gelebilir.

Bu düzenleme, marka sahibinin gerçekten kullandığı mal veya hizmetler üzerindeki korumanın devamını sağlarken, kullanılmayan tescil kapsamının üçüncü kişiler bakımından oluşturduğu engellerin kaldırılmasına imkân tanır.

Bununla birlikte kısmi iptal, yalnızca başvurunun dayandığı ve kullanmama koşullarının gerçekleştiği mal veya hizmetler yönünden değerlendirilir. Markanın kullanılmadığı iddiası, tescil kapsamındaki tüm mal ve hizmetlerin otomatik olarak iptal edileceği anlamına gelmez.

Marka İptalinde Yetkili Merci ve Başvuru Süreci

Marka hukukunda önemli değişikliklerden biri, kullanılmama nedeniyle iptal taleplerinin incelenmesine ilişkin yetkinin Türk Patent ve Marka Kurumuna devredilmesidir.

10 Ocak 2024 tarihinden itibaren SMK m. 26 kapsamındaki marka iptal talepleri, kural olarak Türk Patent ve Marka Kurumu (TÜRKPATENT) tarafından idari süreç içerisinde değerlendirilmektedir. Bu tarihte mahkemelerde görülmekte olan iptal davalarına ilişkin geçiş hükümleri saklıdır.

15 Mart 2025 tarihinde yayımlanan yönetmelik değişikliğiyle iptal başvurularına ilişkin usul ve esaslar ayrıca ayrıntılandırılmıştır.

İlgili kişiler, iptal gerekçelerini ve iptali talep edilen mal veya hizmetleri belirterek Kuruma başvurabilir.

Kullanmama nedeniyle yapılan iptal başvurularında marka sahibinden, markanın ilgili mal veya hizmetler bakımından ciddi biçimde kullanıldığını veya kullanmamaya ilişkin haklı sebepler bulunduğunu gösteren deliller sunması istenir.

Marka sahibine cevap ve delillerini sunması için bir aylık süre tanınır. Süresi içerisinde talep edilmesi hâlinde bir aya kadar ek süre verilmesi mümkündür.

Ayrıca, iptal talebinde bulunulacağını öngörerek gerçekleştirilen kullanımlar bakımından özel bir düzenleme bulunmaktadır. Kanunda belirtilen koşullarda, iptal talebinden önceki üç aylık dönemde gerçekleştirilen kullanım dikkate alınmayabilir.

Bu nedenle iptal tehdidi ortaya çıktıktan sonra yalnızca tescili korumaya yönelik sembolik faaliyetlerde bulunulması, her durumda markanın korunmasını sağlamayacaktır.

Marka İptalinin Hukuki Sonuçları

Markanın iptaline karar verilmesi, ilgili mal veya hizmetler bakımından tescilden doğan korumanın sona ermesi sonucunu doğurur.

SMK m. 27 uyarınca iptal kararı kural olarak iptal talebinin Kuruma sunulduğu tarihten itibaren hüküm ifade eder. Ancak gerekli koşulların varlığı ve talep üzerine, iptal sebebinin daha önceki bir tarihte ortaya çıktığı belirlenerek kararın bu tarihten itibaren etkili olmasına da karar verilebilir.

İptal kararının kesinleşmesiyle marka, iptal kapsamına göre tamamen veya kısmen sicilden terkin edilir.

Bununla birlikte, markanın iptal edilmesi aynı işaretin üçüncü kişiler tarafından her koşulda serbestçe tescil edilebileceği anlamına gelmez. Diğer marka hakları, önceki tarihli başvurular, mutlak ret nedenleri ve somut olayın özellikleri ayrıca değerlendirilmelidir.

Marka Tescilinde Stratejik Yaklaşımın Önemi

Marka korumasında temel hedef, mümkün olan en fazla sayıda markayı veya mal ve hizmet sınıfını tescil ettirmek değil; işletmenin mevcut ve öngörülebilir ticari faaliyetleriyle uyumlu, hukuken sürdürülebilir bir koruma alanı oluşturmaktır.

Bu çerçevede marka başvurularından önce faaliyet alanlarının doğru belirlenmesi, mal ve hizmet sınıflarının dikkatle seçilmesi ve mevcut marka sicilinin kapsamlı biçimde araştırılması önem taşır.

Mevcut marka portföylerinin belirli aralıklarla gözden geçirilmesi, fiilen kullanılmayan tescillerin değerlendirilmesi ve kullanım delillerinin düzenli şekilde muhafaza edilmesi de marka yönetiminin önemli unsurlarıdır.

Özellikle ticari faaliyetleri değişen veya genişleyen işletmeler bakımından, marka portföyünün güncel faaliyet alanlarıyla uyumlu hâle getirilmesi, ileride ortaya çıkabilecek hukuki uyuşmazlıkların önlenmesine katkı sağlayabilir.

Sonuç

Marka tescili, hak sahibine önemli bir hukuki koruma sağlamakla birlikte, bu korumanın etkinliği yalnızca sicilde kayıtlı olmaya bağlı değildir.

Beş yıllık süre içerisinde ciddi biçimde kullanılmayan veya kullanımına kesintisiz beş yıl ara verilen markalar, kanuni koşulların gerçekleşmesi hâlinde tamamen veya kısmen iptal edilebilir.

Marka sicilinde kullanılmayan tescillerin birikmesiyle ortaya çıkan marka kirliliği, yalnızca yeni marka başvurularının önünde engel oluşturmakla kalmamakta; gereksiz ve ölçüsüz tesciller nedeniyle marka sahiplerinin kendileri açısından da hukuki ve ekonomik riskler yaratmaktadır.

Bu nedenle etkin marka koruması, mümkün olduğunca geniş tescil elde edilmesinden değil; doğru kapsamda tescil, ciddi kullanım ve bilinçli marka portföyü yönetiminden geçmektedir.

Marka başvurularının planlanması, mevcut tescillerin kullanım durumunun değerlendirilmesi ve kullanılmayan markaların iptali süreçlerinde, somut olayın özelliklerine uygun hukuki inceleme yapılması önem taşımaktadır.