ABACIOĞLU Hukuk ve Arabuluculuk
TICARET HUKUKU

MAAŞ HACZİ MÜZEKKERESİNE CEVAP VERMEYEN İŞVERENİN HUKUKİ SORUMLULUĞU

MAAŞ HACZİ MÜZEKKERESİNE CEVAP VERMEYEN İŞVERENİN HUKUKİ SORUMLULUĞU

İcra takiplerinin etkinliği, yalnızca borçlunun malvarlığı üzerinde gerçekleştirilen haciz işlemlerine değil, aynı zamanda haczin uygulanmasında kendilerine kanuni yükümlülükler yüklenen üçüncü kişilerin bu yükümlülüklere riayet etmesine de bağlıdır. Bu kapsamda, borçlunun maaş ve ücret alacaklarının haczi, işverenler bakımından özel bir hukuki sorumluluk rejimi doğurmaktadır. Uygulamada sıklıkla karşılaşılan maaş haczi müzekkereleri, işveren tarafından yalnızca cevaplandırılması gereken rutin bir yazışma olarak değerlendirilmemeli; süresinde ve usulüne uygun şekilde yerine getirilmemesi hâlinde işverenin doğrudan malvarlığına yönelik cebrî icra işlemlerine sebebiyet verebilecek kanuni bir yükümlülük olarak ele alınmalıdır.

Nitekim 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 355 ve 356. maddelerinde düzenlenen maaş haczi usulü, işverenin haciz müzekkeresine cevap verme, gerekli kesintileri gerçekleştirme ve kesilen tutarları icra dosyasına aktarma yükümlülüklerini açıkça hüküm altına almakta; bu yükümlülüklerin ihlali hâlinde ayrıca bir mahkeme kararına ihtiyaç duyulmaksızın işverenin sorumluluğuna başvurulabilmesine imkân tanımaktadır.

Maaş Haczi Müzekkeresinin Hukuki Niteliği ve İşverenin Cevap Verme Yükümlülüğü

İcra ve İflas Kanunu'nun 83. maddesi uyarınca, borçlunun maaş ve ücretleri kanunda öngörülen sınırlar dâhilinde haczedilebilmektedir. İşçi ücretlerinin haczinde ayrıca 4857 sayılı İş Kanunu'nun 35. maddesinde düzenlenen sınırlamalar gözetilmelidir. Bu düzenlemeler, bir taraftan alacaklının alacağına kavuşmasını temin ederken diğer taraftan borçlunun ve ailesinin geçimini sağlayabilmesi bakımından belirli bir ekonomik koruma alanı oluşturmaktadır.

Maaş haczinin uygulanmasına ilişkin usul ise İcra ve İflas Kanunu'nun 355. maddesinde özel olarak düzenlenmiştir. Anılan hüküm uyarınca, maaş haczi müzekkeresinin tebliğ edildiği işveren, haczin icra edildiğini ve borçlunun maaş veya ücretinin miktarını en geç bir hafta içerisinde ilgili icra dairesine bildirmekle yükümlüdür.

Bu yükümlülük, işverenin takdirine bırakılmış bir işlem olmayıp doğrudan kanundan kaynaklanan emredici nitelikte bir mükellefiyettir. Dolayısıyla işverenin haciz müzekkeresini cevapsız bırakması, işçinin borcuyla herhangi bir ilgisinin bulunmadığını ileri sürmesi veya haciz işleminin uygulanmasını kendi iç idari süreçlerine bağlı olarak ertelemesi, kanuni sorumluluğunu kendiliğinden ortadan kaldırmamaktadır.

İşverenin cevap verme yükümlülüğü yalnızca çalışanın ücret miktarının bildirilmesinden ibaret değildir. İşçinin işyerinde çalışıp çalışmadığı, mevcut maaş hacizleri, önceki hacizlerin sırası ve ücret üzerinde kesinti yapılmasını etkileyen diğer hukuki durumlar da doğru ve eksiksiz biçimde değerlendirilmelidir. Özellikle aynı işçinin maaşı üzerinde birden fazla haciz bulunması hâlinde, hacizlerin sıraya alınması ve ilgili icra dairelerinin bu hususta bilgilendirilmesi önem taşımaktadır.

İİK m. 355'in ikinci fıkrası uyarınca, çalışanın maaşında veya görevinde meydana gelen değişikliklerin ve iş ilişkisinin sona ermesinin de icra dairesine derhâl bildirilmesi gerekmektedir. Bu itibarla, haciz müzekkeresine ilk aşamada cevap verilmiş olması, işverenin sonraki dönemlere ilişkin yükümlülüklerini sona erdirmemektedir.

Müzekkereye Cevap Verilmemesinin Sonucu: İşverenin Doğrudan Malvarlığıyla Sorumluluğu

Maaş haczi müzekkeresine cevap verilmemesinin en ağır hukuki sonucu, İcra ve İflas Kanunu'nun 356. maddesinde düzenlenmiştir. Söz konusu hükme göre, 355. maddede öngörülen yükümlülüklere riayet etmeyenlerin kesmedikleri veya icra dairesine göndermedikleri paralar, ayrıca mahkemeden hüküm alınmasına gerek bulunmaksızın maaşlarından veya diğer malvarlığı değerlerinden tahsil edilebilmektedir.

Bu düzenleme, işverenin hukuki konumu bakımından son derece önemlidir. Zira işveren, işçinin şahsi borcunun asli borçlusu olmamasına rağmen, kanunun kendisine yüklediği haciz yükümlülüklerini yerine getirmemesi sebebiyle doğrudan cebrî icra işlemlerinin muhatabı hâline gelebilmektedir.

Burada önemle belirtilmelidir ki işverenin sorumluluğu, işçinin icra dosyasındaki bütün borcundan otomatik olarak sorumlu tutulması anlamına gelmemektedir. Sorumluluğun kapsamı, hukuken yapılması gerektiği hâlde gerçekleştirilmeyen veya gerçekleştirildiği hâlde icra dairesine aktarılmayan ücret kesintileri esas alınarak belirlenmektedir. Dolayısıyla müzekkerenin tebliğ tarihi, işçinin fiilî çalışma süresi, haczedilebilir ücret miktarı, önceki hacizlerin varlığı ve kesintilerin yapılıp yapılmadığı, sorumluluğun tespitinde belirleyici unsurlardır.

Bu hususta Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 2022/8327 Esas, 2023/1014 Karar sayılı ilamı özellikle dikkat çekicidir. Anılan kararda, maaş haczi müzekkerelerine süresinde cevap vermeyen işveren şirketin icra dosyasına borçlu olarak eklenmesi ve şirkete ait araçlar üzerine haciz konulması hukuka uygun bulunmuştur. İşveren şirketin, sorumluluğun kendisine değil ilgili işlemleri yürütmekle görevli personeline ait olduğu yönündeki savunması da kabul görmemiştir.

Karar, işverenin maaş haczi müzekkeresini cevapsız bırakmasının yalnızca usuli bir eksiklik olarak değerlendirilemeyeceğini; doğrudan şirket malvarlığını etkileyebilecek sonuçlar doğurabileceğini açık biçimde ortaya koymaktadır.

İşverenin Sorumluluğuna Başvurulabilmesi İçin Yeniden İhtar Gönderilmesi Zorunlu mudur?

Uygulamada işverenler tarafından sıklıkla ileri sürülen savunmalardan biri, maaş haczi müzekkeresine cevap verilmemesi hâlinde icra müdürlüğünün öncelikle ikinci bir yazı göndermesi veya işvereni ayrıca ihtar etmesi gerektiği yönündedir. Ne var ki İcra ve İflas Kanunu'nun 355 ve 356. maddelerinde, işverenin sorumluluğuna başvurulabilmesi için ikinci bir müzekkere gönderilmesini zorunlu kılan genel bir düzenleme bulunmamaktadır.

Bu nedenle işverenin icra dairesinden ikinci bir bildirim gelmesini beklemesi hukuken korunabilir bir davranış değildir. Usulüne uygun şekilde tebliğ edilmiş maaş haczi müzekkeresinin gereğinin yerine getirilmemesi, somut olayda kesilmesi veya gönderilmesi gereken tutarlar yönünden işverenin sorumluluğunu gündeme getirebilecektir.

İşçinin İşten Ayrılması veya Maaşında Başka Hacizlerin Bulunması Sorumluluğu Ortadan Kaldırır mı?

Maaş haczi uygulamasında işverenlerin karşılaştığı bir diğer önemli mesele, haciz müzekkeresinin tebliğ edildiği tarihte işçinin işten ayrılmış olması yahut haciz işleminin devamı sırasında iş sözleşmesinin sona ermesidir.

İşçinin işyerinden ayrılması, işverenin icra dairesini bilgilendirme yükümlülüğünü ortadan kaldırmamaktadır. Aksine, İİK m. 355 uyarınca iş ilişkisinin sona erdiğinin derhâl bildirilmesi gerekmektedir. İşverenin, çalışanın işten ayrıldığını bildirmemesi ve çalıştığı dönemde gerçekleştirmesi gereken kesintileri yapmaması hâlinde, işçinin işten ayrılmış olması geçmiş döneme ilişkin sorumluluğu kendiliğinden bertaraf etmez.

İşverenin sorumluluğunun belirlenmesinde, maaş haczi müzekkeresinin tebliğ edildiği tarih ile işçinin işten ayrıldığı tarih arasındaki dönemde yapılması gereken kesintilerin somut olarak değerlendirilmesi gerekmektedir.

Benzer şekilde, çalışanın maaşı üzerinde daha önce tesis edilmiş hacizlerin bulunması da işverenin sonraki haciz müzekkerelerini cevapsız bırakmasını haklı kılmamaktadır. İİK m. 83 uyarınca birden fazla maaş haczi bulunması hâlinde hacizlerin sıraya konulması ve önceki sıradaki haczin kesintisi tamamlanmadan sonraki sıradaki haciz için kesintiye geçilmemesi esastır.

Bu nedenle işveren, mevcut hacizleri ve haciz sırasını ilgili icra dairesine bildirmeli; sıra kendisine geldiğinde kesinti ve ödeme yükümlülüğünü yerine getirmelidir. Haciz sırasının hatalı belirlenmesi veya kesinti kayıtlarının usulüne uygun tutulmaması, işverenin sorumluluğuna ilişkin uyuşmazlıklara sebebiyet verebilmektedir.

Maaş Haczi ile Diğer İşçilik Alacaklarının Haczi Arasındaki Hukuki Ayrım

İşverenlerin dikkat etmesi gereken önemli hususlardan biri de maaş ve ücret haczi ile işçinin işverenden olan diğer alacaklarının haczinin aynı hukuki rejime tabi olmamasıdır.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 12.12.2023 tarihli, 2023/1659 Esas ve 2023/3668 Karar sayılı ilamında, maaş ve ücret haczinin İİK m. 89 kapsamında değil, İİK m. 355 ve 356 hükümlerine göre yürütülmesi gerektiği ifade edilmiştir. Kararda, maaş haczine ilişkin hükümlerin üçüncü kişilerdeki alacakların haczine ilişkin genel düzenleme karşısında özel hüküm niteliğinde olduğu kabul edilmiştir.

Bu ayrım, özellikle kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve benzeri işçilik alacakları bakımından önem taşımaktadır. Nitekim Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesinin 2024/603 Esas, 2025/941 Karar sayılı kararında da maaş haczi müzekkeresinin kapsamı ile tazminat alacaklarının haczine ilişkin usul arasındaki farklılık vurgulanmıştır.

Söz konusu kararda, İİK m. 356 kapsamında öngörülen sorumluluğun maaş ve ücret haczine ilişkin olduğu; kıdem tazminatı gibi alacakların aynı hüküm kapsamında değerlendirilemeyeceği ve üçüncü kişideki bu nitelikteki alacakların haczinde İİK m. 89 hükümlerinin gözetilmesi gerektiği belirtilmiştir.

Dolayısıyla işverenin kendisine tebliğ edilen haciz yazısının hukuki niteliğini, kapsamını ve hangi alacak kalemlerine yönelik olduğunu dikkatle incelemesi gerekmektedir. Maaş haczi müzekkeresinin kapsamının hatalı yorumlanması, bir taraftan icra alacaklısına karşı sorumluluk doğurabilecek, diğer taraftan işçinin hukuken haczedilemeyecek veya farklı usule tabi alacakları üzerinde usulsüz kesinti yapılmasına yol açabilecektir.

Maaş Haczi İşlemlerinde İşverenin Hukuki Risklerinin Önlenmesi

Maaş haczi müzekkerelerine ilişkin yükümlülüklerin yerine getirilmesi, özellikle çok sayıda çalışanı bulunan işletmeler bakımından sistematik bir hukuki ve idari takip mekanizmasını gerekli kılmaktadır.

İşverenin yalnızca müzekkereye süresinde cevap vermesi yeterli olmayıp, cevabın maddi gerçeğe uygun olması, haciz sırasının doğru belirlenmesi, kesintilerin kanuni sınırlara uygun şekilde gerçekleştirilmesi ve ilgili icra dosyasına zamanında aktarılması da gerekmektedir.

Ayrıca işçinin ücretinde meydana gelen değişiklikler, iş sözleşmesinin sona ermesi, icra dosyasındaki borcun tamamen ödenmesi veya haczin kaldırılması gibi gelişmelerin de düzenli olarak takip edilmesi zorunludur. Aksi hâlde işveren, kesinti yapmaması sebebiyle icra alacaklısına karşı sorumlulukla karşılaşabileceği gibi, hukuki dayanağı bulunmayan veya kanuni sınırları aşan kesintiler nedeniyle işçiye karşı da sorumlu hâle gelebilecektir.

İİK m. 356 kapsamında işverenin gerçekleştirdiği ödemeler yönünden takip borçlusuna rücu hakkının bulunması ise işverenin başlangıçta maruz kalabileceği malvarlığı kaybını ve cebrî icra riskini ortadan kaldırmamaktadır. Rücu hakkının fiilen kullanılabilmesi ve ödenen tutarın borçludan tahsil edilebilmesi ayrıca değerlendirilmesi gereken bir husustur.

Bu sebeple maaş haczi müzekkerelerinin insan kaynakları veya muhasebe birimleri tarafından yalnızca bordro işlemi olarak ele alınması yerine, hukuki denetim ve takip süreçlerine dâhil edilmesi önem arz etmektedir. Özellikle birden fazla haczin bulunduğu, işçinin işten ayrıldığı veya haciz müzekkeresinin kapsamı konusunda tereddüt yaşandığı durumlarda hukuki değerlendirme yapılmaksızın işlem tesis edilmesi, işletmeler açısından öngörülemeyen mali sonuçlara neden olabilmektedir.

Sonuç ve Değerlendirme

Maaş haczi müzekkeresine cevap verilmesi, işveren açısından basit bir idari yükümlülük değil, ihlali hâlinde doğrudan malvarlığı sorumluluğu doğurabilen kanuni bir mükellefiyettir.

İcra ve İflas Kanunu'nun 355 ve 356. maddeleri ile yargısal yaklaşım birlikte değerlendirildiğinde, işverenlerin haciz müzekkerelerini cevapsız bırakmalarının, kesinti ve ödeme yükümlülüklerini ihmal etmelerinin veya çalışanların hukuki durumundaki değişiklikleri icra dairelerine bildirmemelerinin ciddi sonuçlar doğurabileceği anlaşılmaktadır.

Özellikle Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 2022/8327 Esas, 2023/1014 Karar sayılı ilamında, maaş haczi yükümlülüklerine aykırılık nedeniyle işveren şirketin malvarlığı üzerine haciz uygulanmasının hukuka uygun bulunmuş olması, konunun işletmeler bakımından taşıdığı önemi somut biçimde ortaya koymaktadır.

Bu çerçevede işverenlerin, kendilerine tebliğ edilen maaş haczi müzekkerelerini kanuni süresi içerisinde cevaplandırmaları, kesinti ve ödeme işlemlerini mevzuata uygun biçimde gerçekleştirmeleri ve sürecin tamamını hukuki denetim altında yürütmeleri, yalnızca kanuni bir zorunluluğun yerine getirilmesi bakımından değil, şirket malvarlığının korunması ve muhtemel hukuki uyuşmazlıkların önlenmesi açısından da önem taşımaktadır.

Sonuç olarak, işverenin maaş haczi müzekkeresine karşı hareketsiz kalması, işçiye ait bir borcun işveren açısından doğrudan bir mali sorumluluk riskine dönüşmesine yol açabilmektedir. Bu nedenle maaş haczi işlemlerinin başlangıcından sona ermesine kadar hukuki danışmanlık çerçevesinde takip edilmesi, işletmeler bakımından etkin bir risk yönetiminin ayrılmaz unsurudur.